Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) ile Yeşiller Partisi’nin birleşmesiyle kurulan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, geçtiğimiz hafta içerisinde programını açıkladı. Programda eşitlikler, adalet, hak ve özgürlükler gibi önemli konulara yapılan vurgular olumlu ve dikkat çekiciydi. Bunların yanında, özellikle enerji ve çevre konularına ilişkin değerlendirmeler ve partinin bu alanlarda takınacağı siyasi tutumun iktidar partisi ve muhalefet partilerinden oldukça farklı olacağını görmek mümkün. Bu anlamda, parti programının uzmanlık alanım açısından beni yakından ilgilendiren bu bölümüyle ilgili kısa bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.

Partinin, mevcut siyasi iradeye yönelik direkt eleştiri getirdiği konulardan biri, ülkenin gittikçe artan enerji ihtiyacının gelişim göstergesi olarak kabul edilmesi. Bu eleştirinin haklılık payını vermek lazım. Zira, her ne kadar gelişmekte olan bir ekonomi için enerji kritik bir parametre ise de, enerji ve ekonomik kalkınma arasındaki doğru orantı bilimsel olarak henüz kanıtlanabilmiş değil. Üstelik, Türkiye gibi kayıp ve kaçak elektrik enerjisi miktarının standartların üzerinde olduğu bir ülkede artan enerji tüketimiyle kalkınma arasında direkt bir bağ kurmak daha da zor. Bunların yanında, gelişmiş ancak büyümenin sürekli olarak devam ettirilmek istendiği ekonomilerin de enerji verimliliğini artırarak enerji tüketimini azaltmaya çalıştığını hatırlatmak isterim. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık elektrik tüketimi miktarı, batılı gelişmiş ekonomilerin gerisinde olsa da, ülkenin endüstriyel durumunu, şehirleşme şartlarını ve sosyal koşulları göz önünde bulundurmaksızın, elektrik enerjisi tüketim değerlerini kalkınma ile özdeşleştirmek biraz kolaya kaçmak olur. Parti programında, enerjide dışa bağımlılık konusuna da vurgu yapılmış ve son 30 yıldaki hükümetlerin imza attığı doğal gaz anlaşmalarına değinilmiş. Bu dışa bağımlılığın, Türkiye’yi soktuğu zor durumu anlamak için ekonomi uzmanı veya siyaset bilimci olmaya çok da gerek yok. Parti, enerjide her ne pahasına olursa olsun daha çok üretim yerine, dışa bağımlılığı azaltacak politikalar takip edilmesini öneriyor. Yine doğru bir yaklaşım.

Gelelim aslında enerjiyle direkt bağlantılı olan çevre ve küresel iklim değişikliği konularına. Yeşiller ve Sol Gelecek’in programını okuyunca, partinin çevre ve küresel iklim değişikliği  sorunlarına yaklaşımını oldukça sert ancak mantıklı ve yapıcı buldum. Bu ilk bakışta sert gözüken yaklaşım, aslında küresel iklim değişikliği  ve çevre sorunlarını gerçekten ciddiye alıyorsak ve çözüm için çaba sarfetmek istiyorsak hepimizin göstermesi gereken yaklaşım tarzı. Öyle ki, parti küresel iklim değişikliğinin tüm gezegeni etkilediğini, uluslararası sınırları tanımadığını, dolayısıyla da bu soruna karşı küresel, ortak bir çaba gösterilmesi gerektiğini belirtiyor. Aslında mantıklı olan yaklaşım açık ve net bu olsa da, başarısız geçen ve gerçek bir uluslararası uzlaşmanın sağlanamadığı son üç iklim konferansı (Kopenhag, Cancun, Durban), ülkelerin karbondioksit ve diğer sera gazı salınımlarını azaltmak için gösterdiği çabanın yetersiz olduğunu ve Türkiye’nin de aynı kategoriye girdiği gelişmekte olan ekonomilerin enerji ihtiyaçlarını gidermek için küresel iklim değişikliği ile mücadelede esneklikler istediğini göstermiştir. Türkiye son 10 yılda sera gazı salınımlarını artırmada ilk 10’da yer alarak küresel iklim değişikliği ile mücadele konusunda ne kadar isteksiz olduğunu kanıtlamıştır. Tam tersine, fosil yakıtlar olan kömür ve doğal gaz ile çalışan elektrik santralleri hükümetler tarafından teşvik edilmiş, ülkedeki önemli yenilenebilir enerji potansiyeli ise atıl durumda bırakılmıştır. Ancak son 3 yılda yapılan yasa değişiklikleri ile yenilenebilir enerji sektöründe bir canlanma sağlanmış, ancak bunun yanında kömür ve doğal gaz santrallerinin sayısı da hızla artmaya devam etmiştir. Mevcut hükümet daha da ileri giderek kömürün önümüzdeki yıllarda da enerji üretiminde önemli bir yer tutması gerektiğini belirtmiştir. Parti programında da belirtildiği gibi, her ne pahasına olursa olsun daha fazla enerji stratejisinin ve iklim değişikliği sorununu hiçe saymanın uzun vadede hiçbirimize faydası olmayacaktır. İklim değişikliğinin yanında, programda Türkiye’deki diğer çevresel sorunlara da değinilmiş. Özellikle, baraj tipi hidroelektrik santrallerinin artık dünyada kabul edilenin aksine yenilenebilir enerji kategorisinde gösterilmesi, önemli su havzalarının ve hatta Hasankeyf gibi antik yerleşim yerlerinin santral projelerine feda edilmek istenmesi, parti programında yerini almış. Ayrıca, nükleer enerji konusundaki belirsizlikler ve aceleci tavır eleştirilmiş. Özellikle Fukushima Dai-ichi kazası sonrası birçok gelişmiş ülkenin terk etmeye karar verdiği nükleer teknolojinin ısrarla enerji portföyüne sokulmak istenmesi, bana göre haklı olarak enerji ve çevre konulu eleştirilerin odak noktalarından biri olmuş. Enerji ile ilgili çevresel konuların yanında, su ve gıda krizi ile GDO’lu gıda maddeleri gibi konulara yapılan vurgular parti programının olumlu yanlarından. Yine programdaki çok önemli bir bölüm, toplu taşımanın, raylı ulaşımın ve hatta günlük ulaşımda bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması gerektiğine yönelik ifadeler. Her geçen gün artan trafikteki araç sayısının, yaşam kalitesini olumsuz etkilediği, enerji tüketimini ve sera gazı emisyonlarını artırdığı bir gerçek.

Sonuç olarak, programda da belirtildiği gibi, Yeşiller ve Sol Gelecek, en gelişmiş ekonomilerden biri olmak yerine, yaşanılabilir bir dünyayı tercih ediyor. Aslında hepimizin istediği de bu olmamalı mı? Unutulmamalıdır ki, küresel iklim değişikliği ve diğer çevresel hasarlar sonucunda yaşanılmaz hale getirilmiş bir gezegende en gelişmiş ekonomi veya en çok enerji tüketen toplum olmak, uzun vadede hiçbir anlam ifade etmeyecektir.


Category: Politika

2 Responses to Yeşiller ve Sol Gelecek partisinin programındaki çevre ve enerji vurgularının önemi

  1. Anonymous says:

    Gelişmiş demokratik ülkelerde vücut bulan ve yaptıkları siyasi ve demokrat çıkışlarla ülkelerinin ve dünyanın dikkatini çekebilen siyasi bir oluşumun ülkemizdede yer alması memnuniyet verici.Ancak ekonomik büyümeyi hertürlü kriterin önüne alan ve büyümeden taviz vermemek adına ülkenin doğal kaynaklarının,eşsiz kıyılarının,işlenebilir tarım alanlarının,saman ithal etmek bahasına meralarının aç gözlü yabancı şirketlere ve onların Türkiye,deki uzantılarına pervasızca peşkeş çeken yönetimlere karşı şansları ve seslerini duyurabilmeleri ne derece mümkün bilmiyorum.Dünyada sayıları çok az olan lungoz alanlarından İğneada lungozlarına katı yakıtlı termik santral için çed araştırması yapıldığı bir ülkede çevreyi hala etraf olarak algılayan bir halk sürüsüyle uğraşabilmek adına bu yeni oluşuma kolay gelsin.

  2. FirstLoren says:

    I have noticed you don’t monetize your site, don’t waste your traffic, you can earn extra cash every month because you’ve
    got hi quality content. If you want to know how to make extra
    money, search for: Boorfe’s tips best adsense alternative

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Subscribe to Blog

Enter your email address in order to subscribe to my blog and receive notifications of new posts by email.


Categories


Calendar

December 2012
M T W T F S S
« Nov   Jan »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31